biyocal
  Biyolojik Olaylar ve Buluşlar
 
Bu sayfamızda son yıllardaki biyolojik olayları, haberleri ve buluşları paylaşacağız.

Japonya'daki Nükleer Santral

Japonya'daki yaşanan faciaları hepimiz biliyoruz ve oradaki nükleer santralin ısınması 50 kişilik kamikaze grubu tarafından durdurulmaya çalışılıyor fakat hala başarılı olunamadı ve onun patlaması tüm dünyayı etkileyebilir. Umalım ki öyle bir şey olmasın.. 

Nükleer santralin patlaması durumunda neler olabilir bir bakalım:

Radyasyonun biyolojik etkileri

Nükleer santrallerden kaynaklanacak radyasyon insan sağlığına kısa ya da uzun vadede zarar veriyor.

Radyasyonun biyolojik etkileri

Japonya’daki depremden sonra Fukuşima nükleer santralinde çıkan yangın ve patlama, buradan kaynaklanacak radyasyonun insan sağlığına zararları konusunda kaygıları artırdı.

Radyasyonun sağlık üzerinde etkileri kısaca şöyle:

- Dün akşam Tokyo civarındaki radyasyon seviyesinin 1 mikrosievert’ten az olduğu bildirildi. Bu miktar normalin 10 katı olsa da uzmanlar bu radyasyon miktarının çok düşük olduğunu ve hatta 10 mikrosievert’e denk gelen bir diş röntgeninden daha az olduğunu belirtiyor.

- Bir kişi yıl boyunca Tokyo’da bu seviyede radyasyona maruz kalsa bile bunun vücuttaki bir organın tomografisinin çekilmesi sırasında alınan radyasyon miktarının üçte birine denk geldiği kaydediliyor.

- İnsanlar zaten doğadan belli miktarda radyasyon alıyor. Uçak seyahati, rutin çene ve diş röntgenleri, MR, tomografi gibi tıbbi testlerden de radyasyon alınıyor.

- Uçuş rotasına göre, 40 bin feet yükseklikteki bir uçuş saatte 3 ila 9 mikrosievert radyasyona yol açıyor ki bu da şimdiye kadar Tokyo’da ortaya çıkandan daha yüksek.

- Genel olarak bir insan bir yılda hava ve topraktan 1 ila 10 millisievert radyasyon alıyor.

- Bin mikrosievert, 1 millisievert ediyor.

- Tüm vücudun bilgisayarlı tomografisi 20-30 millisievert, tek bir organın tomografisi ise 10 millisievertten az radyasyon veriyor.

- Radyasyon sievert birimi kullanılarak ölçülüyor ve bu insan dokularınca emilen miktarı belirliyor. Bir sievert bin millisievert ediyor.

- Bugün sabah itibarıyla Fukuşima’daki radyasyon seviyesi saatte 10 millisieverte ulaştı daha sonra 3 millisieverte düştü. Dün sabah ise bu miktarın saatte 400 millisieverte çıktığı belirtiliyor.

ABD Çevre Koruma Kurumu’na göre millisievert birimiyle, farklı radyasyon seviyeleri ve bunların insan sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri ise şöyle:

50-100 millisievert radyasyona maruz kalmak, kanın kimyasını değiştiriyor.

500 millisievert: saatler içinde bulantıya yol açıyor.

700: kusma

750: 2-3 haftada saç dökülmesi

900: ishal

1000: kanama

4000: tedavi uygulanmazsa, 2 ay içinde muhtemel ölüm

10,000: bağırsaklarda tahribat, iç kanama ve 1-2 haftada ölüm

20,000: merkez sinir sisteminde tahribat ve dakikalar içinde bilinç kaybı. Saatler ve günler içinde ölüm.

Kaynak: Tayvan Atom Enerjisi Kurumu, Dünya Nükleer Birliği, ABD Çevre Koruma Kurumu.


Keçi Sütünden İpek

Genetik uzmanları, memeli hayvanlardan alınan hücrelere, örümceğin ağ örerken kullandığı ipeği yaratan geni ekleyerek, keçi sütünde ipek üretti. İpek, kurşun geçirmez yelek ve ameliyat ipliği yapımında kullanılacak.

Örümcek ve keçiyi bir araya getiren bu ilginç proje, ABD'nin Massachusetts eyaleti Natick kentindeki Askeri Biyolojik Kimyasal Komuta Merkezi ve Kanada'nın Quebec kentindeki Nexia Biyoteknoloji Şirketi'nde yürütüldü. Science dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, memeli hücrelerinde üretilen örümcek ipeğinin, örülmesi için de bir yol bulundu.

Nexia'nın başkanı Jeffrey Turner, "Örümcek ipeği, dünyadaki en sağlam biyolojik maddelerden biridir. Örümceğin, yere inmek için kullandığı, ipek içeren ve ağdaki daireleri oluşturan ip, çelikten 5 kat daha sağlamdır" dedi.

Araştırmanın ilk evresinde, ipek böceği çiftliklerinde üretildiği gibi örümcek ipeği yaratıldı. İkinci aşamada, örümceklerin ipek üretmek için kullandıkları genler kopyalanarak, bakteri ya da hücre kültürlerinde büyütüldü. Ancak, proteinler, kültürlerin üretildiği fıçılarda büyüyünce pislik yığınlarına dönüştü.

Daha sonra ipek proteini içeren genler, inek memesi ve hamster cinsi yavru farelerden alınan hücrelere enjekte edildi. Hücrelerin, örümcek ipeği ürettiği görüldü. İş, ipeğin ipe dönüştürülmesine gelince, örümceğin iplik salan uzvundaki memeciklerin yapayları kullanıldı.

Turner, bu işlemde, molekülleri su içerisinde yoğunlaştırıp, çok küçük bir delikten, metanol sıvısına geçirdiklerini ve proteinlerin ipek ipliğine dönüştüğünü belirtti. Söz konusu ipeğin ticari amaçlı kullanılması aşamasında devreye keçiler girdi. Çünkü süt üretimi, temel anlamda protein üretimi demekti ve dişi keçiler bu iş için çok uygundu.

Turner, bu amaçla genetik yapılarıyla oynanan keçilerin, önümüzdeki ay süt vereceğini bildirdi. Keçi sütündeki örümcek ipeğinin, kurşun geçirmez yelek ya da sağlam ameliyat ipliği yapımında kullanılması bekleniyor.

Tıp dünyasında mucize buluş

Araştırmacılar kemik yaşını gösteren yeni bir biyolojik belirteç geliştirdiler. Bu yeni belirteç kişilerin bedensel işlevlerinin durumunu ve ömürlerini tahmin etmede kullanılabilecek. Normalden hızlı yaşlandığı tespit edilen bir kişiye önerilen egzersizler ve vitaminlerle kişinin 90’lı yaşlarında dahi 30’lu yaşlarındaki bedene sahip olmasının önü açılacak.

Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mayıs Sayısı’nda yer alan Tel Aviv Üniversitesi’nde yürütülen bir çalışma, kişilerin nasıl yaşlanacağının öngörülmesinin onları daha uzun ve sağlıklı yaşamasını sağlayabileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar 400 Rus ailesinden 18 ile 89 yaşları arasındaki 787 erkek ve 18 ile 90 yaşları arasındaki 723 kadının kemiklerini inceledi. Bu çalışmanın sonucunda erkeklerin ve kadınların farklı yaşlanma örüntüleri olduğu ortaya çıktı.Erkeklerin genlerinin işleyişi daha çok yaşlanma hızını etkilerken, kadınların genleriyse kemiklerdeki belirgin değişikliklerin hangi yaşlarda ortaya çıkacağını gösterdi.

Araştırmacılar da geliştirdikleri kemik yaşını gösteren yeni biyolojik belirteçle, genlerin bedensel yaşlanma üzerinde güçlü etkisi olduğunu gösterdi. OSS olarak adlandırılan bu yeni belirteç ile kişilerin bedensel işlevlerinin durumu ve ömürleri tahmin edilebilecek. Yani eğer bir doktor hastalarının normalde yaşlanmaları gerektiğinden daha hızlı yaşlandığını saptayabilirse, onlara önereceği vitamin desteği ya da egzersiz gibi bir takım önlemlerle bu süreci yavaşlatıp normale çekebilecek. Araştırmacılar bu konuda, “Her ne kadar gri saçlar, kırışıklıklar ya da cildin esnekliği gibi çeşitli biyobelirteçler kişilerin biyolojik yaşantılarına ilişkin fikir verse de bunları sayısal olarak göstermek çok zor oluyordu. Ama yeni biyobelirteç OSS ve erken tedaviler sayesinde insanlar 90’lı yaşlarındayken bile bedenleri tıpkı 30’larındaymış gibi olacak” diyor. Biyolojik yaşlanmanın önümüzdeki yıllarda, özellikle insanların daha önceden hiç olmadığı kadar uzun yaşadığı Batı’da giderek önem kazanan bir araştırma alanı olacağı da ileri sürülüyor.


 

 
  Bugün 351 ziyaretçi (483 klik) buradaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Bu çalışma, Burak Barış Keleş ve Ozan Özkiper'in özverili çalışmalarının ürünüdür.