biyocal
  Ekolojik Ayak İzi
 

EKOLOJİK AYAK İZİ



Her canlının var olabilmesi için atmosfer, su, toprak ve besin gibi çeşitli unsurların ağ tabanlı münasebette bulunduğu bir mekâna ihtiyaç vardır. Biyolojik bilimlerde, canlının yaşadığı ev veya sistem mânâsına gelen ekosistem bu mekânı tarif eder. Her mekâna, tabiatı gereği barındırabileceği canlı sayısı için sınırlar konmuştur. Canlıların kullandığı bu mekânlardaki tabiî kaynaklar, sisteme konan geri dönüşüm mekanizmalarıyla yenilenir. Yani dünyamızdaki ekosistemler sürdürülebilir bir mâhiyete sahip yaratılmıştır. Nasıl mekânların barındırabileceği canlı sayısı sınırlı ise, kaynakların ve bunların geri dönüşüm mekanizmalarının kapasitesi de sınırlıdır. Günümüzde insan, enerji ve malzemenin taşınması küre ölçeğinde gerçekleşebildiğinden, menfî tesirler de küresel ekosistem ölçeğinde ortaya çıkabilmektedir. Fıtrî geri dönüşüm ve yenilenebilirlik hızlarından daha fazla miktarda atık maddenin ortaya çıkması küresel ekosistemin sağlığını bozmaktadır. Bunu gösteren fenomenlerden biri, son yıllarda duymaya alıştığımız küresel ısınmadır. Ekosistemlerin geri dönüşüm ve yenilenebilirlik kapasitelerini ölçmede veya dünyanın bize yetmeme durumunu hesaplamada kullanılan terim ise ‘ekolojik ayak izi’dir (ecological footprint). Ekolojik ayak izi aynı zamanda, insanın yeryüzü kaynaklarını tüketme hızı ile, ilgili ekosistemin sağlıklı veya sağlıksız olma derecesi arasındaki münasebeti söz konusu eder. Bu tâbir aynı anda insanın çevre problemlerindeki payının ne olduğunu ve çözüm için “Ne yapabilirim?” sorularını gündemimize taşıyan bir kavramdır. Biraz daha yakından bakıldığında görülür ki, ekosisteme zarar verilse bile, sisteme yaratılışında konulmuş olan hârika telâfi mekanizmalarının işlettirilmesiyle, tabiî kaynaklar sürdürülebilir hâlde tutulmaktadır. Fakat bu sürdürülebilirliğin nereye kadar korunabileceği de sorgulanmaya açıktır.

Ekolojik ayak izi, tükettiğimiz tabiî kaynakların yeniden üretimi, bu arada açığa çıkan atıkların geri kazanımı için ne kadar kara ve su sahasına ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyan mühim bir ölçüdür. Bu bir bakıma, insanın dünyada yaşayabilmek için kullanmak mecburiyetinde olduğu enerji kaynaklarının tüketilmesinin ekosistemin sürdürülebilirliği üzerinde oluşturduğu yükü tarif eder. 1970’li yılların başından beri dünya artık bu yükü kaldırmakta zorlanmaktadır. Ekolojik ayak izinin hesaplanmasında temel alınan kıstas, bir insanın günlük hayatta tabiî kaynakları kullanma nispetidir. Bu oran, bir insanın beslenme, barınma, ulaşım harcamaları, çevreye bıraktığı atıklar ve bunları geri dönüştürme yüzdesi ile, yaptığı tüketimlerin ne ölçüde israf sınırını aştığı hesaplanarak bulunur. Bu şekilde, insan başına düşen serbest kalmış karbon miktarı, bırakılan atık, tüketilen su, gıda üretimi için kullanılan arazi miktarı gibi, tabiî kaynakların ne kadar kullanıldığını gösteren rakamlara ulaşılır. Misâl verilecek olunursa, ortalama bir kişinin aşağıdaki ölçülerle hayatını devam ettirdiğini varsayalım: 

- Haftada bir-iki defa hayvanî gıdalarla beslenme (et, süt vb.),

- Tüketilen besinlerin üçte birini paketlenmiş, ithal veya işleme tâbi tutulmuş şekilde satın alma,

- Komşularla hemen hemen aynı taşınmaz eşyaya ve çöp nispetine sahip olma,

- 90-120 m2’lik bir apartman dairesini beş kişi paylaşma ve evde elektrik kullanma,

- Haftada 50-150 km arasında otobüs kullanma, motosiklet ve bisiklet kullanmama,

- Haftada 10-50 km arasında ferdî olarak binek bir araba (100 km’de 9-15 litre benzin tüketen) ile yolculuk yapma (arabada % 75 nispetinde iki ve daha fazla kişi ile yolculuk yapıldığı hesaplanmıştır),

- Bir yıl boyunca uçakla seyahat etmeme. 

Bu kişinin ekolojik ayak izi bu durumda, yaklaşık 1,6 dünya gerektirmekte, yani bu dünya bu kişiye yetmemekte ve ortalama bu tüketicinin ekolojik ayak izi büyüklüğü 2,8 ha (hektar) olarak hesaplanmaktadır. 

Fertten sisteme ekolojik ayak izi
Bir başka açıdan ekolojik ayak izi, bir insanın tükettiği tabiî kaynakların yeniden üretilmesi için ihtiyaç duyulan kara ve deniz sahasının ölçülmesidir. Meselâ, günde bir ekmek (300 gr.) tüketen kişinin, yılda yiyeceği 120 kilo ekmek için ne kadar alana tahıl ekimi yapılmalıdır, elbiselerindeki pamuk için ne kadar alana pamuk ekilmelidir, içtiği su ne kadar alandan temin edilmektedir, salatadaki domatesler için ne kadar yer ayrılmalıdır, ciğerlerine her hava çekişinde aldığı oksijen için ne kadar bitki örtüsü ve orman gereklidir, çöplerinin yok edilmesi için ne kadar bir alan kullanılmaktadır? Kısacası, bütün bu hayatî ihtiyaçların temin edildiği dünyaya bir kişinin ortalama toplam maliyeti ne kadardır? İşte bu sorunun cevabı ekolojik ayak izimizde saklıdır. Ve dünya nüfusunun hepsi aynı derecede dünyayı kullansa, insanlığın kaç dünyaya ihtiyacı olacaktır? Bugün geldiğimiz noktada, hayat tarzımıza ve dünyanın kapasitesine bu bakış açısıyla bakmak gerektiği açıkça ortaya çıkmıştır. 

Dünyadaki biyolojik üretim sahası yaklaşık 11,2 milyar hektardır. Bugün dünyanın yaklaşık 6,7 milyarlık nüfusu göz önüne alındığında, bir insan için dünyada kişi başına 1,8 hektar biyolojik üretim sahası düşmektedir. 2002 yılı ölçümlerine göre, insanlığın toplam ekolojik ayak izi ise 13,7 milyar hektardır ve bu da kişi başına 2,2 hektara karşılık gelmektedir. Bu durum, 2002’de kişi başına ekolojik ayak izinin biyokapasiteyi (ekosistemin denge hâlinin sürdürülebilmesi için taşıyabileceği maksimum insan sayısı) 0,4 hektar aştığını göstermektedir.

Tablo 1’de görüleceği gibi, 1961’de dünya nüfusu, geri dönüşümü sağlanabilen tabiî kaynaklarla yaklaşık yarım dünya üzerinde hayatını devam ettirebiliyordu. 

1970’lerin sonunda tabiî kaynaklar insanlığın ihtiyacını biraz zor da olsa giderebilirken, 2000’lere gelindiğinde, insanlık Batı tarzı tüketim (daha doğrusu israf) alışkanlığıyla, ihtiyaçlarını ancak 1,23 dünyayı kullanarak karşılayabilecek durumdadır.

Bir başka deyişle, bugün global ekosistemin sürdürülebilirliği ve kendini onarabilmesi için ihtiyaç duyulan enerjinin % 23 fazlasını tüketmekteyiz. Artış hızının bu şekilde devam etmesi durumunda, 2050’de şu an üzerinde bulunduğumuz dünya gibi iki gezegen ancak insanlığın ihtiyacını karşılayabilecektir. Yaban Hayatını Koruma Vakfı’nın iki yılda bir yayımlamış olduğu Yaşayan Gezegen İndeksi raporlarına göre de ekolojik ayak izimiz, dünyanın biyolojik kapasitesiyle ters orantılıdır. 1970-2000 yılları arasında ekolojik ayak izimizin büyüklüğünün artması, türlerin azalma nispetleriyle de paralellik göstermektedir (Tablo 2).

Ekolojik ayak izlerinin büyüklüğü, gelir seviyesine bağlı olarak şehir, bölge, ülke ve kıtalarda farklılık göstermektedir. Birleşik Arap Emirlikleri, ABD, Kuveyt, Kanada, Norveç Avustralya ve Finlandiya gibi ülke vatandaşlarının dünyayı kullanma yüzdeleri, ortalamanın dört kat üzerinde; Fas, Sudan, Peru, Mozambik gibi ülkelerin vatandaşlarınınki ise dört kat altındadır. Şu anda kapasitenin üstünde seyreden dünya ortalaması 2,2 ha iken, Türkiye bunun yaklaşık % 5 altında bulunmaktadır (2,1 ha). Buna karşılık, dünya kapasitesinin izin verdiği kişi başına düşen hektarı da (1,8 ha) yaklaşık % 16 nispetinde aşmış durumdadır. 

Tablo 3’te bazı ülkelerin bıraktıkları ayak izleriyle bütün dünya nüfusunun o ülke vatandaşları ile aynı hayat tarzını sürdürmesi durumunda ne kadar dünyaya gerek duyulacağı görülmektedir. Tablodaki ilginç olan husus, ekonomik ve teknolojik olarak çok ilerde olan veya böyle olmasa bile aşırı tüketim girdabına kapılmış ülkelerin (Birleşik Arap Emirlikleri gibi) çevreye de o denli zarar verdiğidir. 

Ekolojik ayak izi, dünya kaynaklarının israf edilmemesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Sadece bitki ve hayvanların değil, insan nüfusunun da büyük bir kısmı yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Birçok Afrika ülkesinde milyonlarca insan susuzluk çekmekte ve açlık sınırının altında yaşamaktadır. Dolayısıyla, yüksek hayat standardına ve sonu gelmez lükslere alışmış olan gelişmiş ülkelerin kendileriyle yüzleşmeleri kaçınılmaz hâle gelmiştir. 

Bu durumda bilhassa bu ülkelerin ve bizlerin de yapabileceği şeyler olduğu unutulmamalıdır:

- Zarurî hâller dışında toplu taşıma sistemini, bunun dışında verimli yakıt kullanan vasıtaları tercih etmek, 

- Temiz su kaynaklarını korumak ve israf etmemek,

- Et ve et ürünlerini ihtiyacımız kadar tüketmek,

- Tasarruflu ampul kullanımını artırmak,

- Yaşadığımız bölgede üretilen besinleri ve organik gıdaları tercih etmek, 

- Çöpleri çeşitlerine göre ayırarak, geri dönüşüm sistemleriyle yeniden kazanmak, 

- Ağaçlandırma çalışmalarını artırmak. 

Ekolojik ayak izinizi ölçmek için;

http://ekolojikayakizim.org/home/calculator_complete

 

 
  Bugün 351 ziyaretçi (487 klik) buradaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Bu çalışma, Burak Barış Keleş ve Ozan Özkiper'in özverili çalışmalarının ürünüdür.